OSMANLI DEVLETÝ'NÝN DÜNYA GÖZÜNDE HÝÇBÝR DEÐERÝ KALMAMIÞTI

Efendiler, mirasçýsý olduðumuz Osmanlý Devleti'nin dünya gözünde hiçbir deðeri, fazileti ve haysiyeti kalmamýþtý. Devletlerarasý hukukun dýþýnda tutulmuþ, sanki, himaye ve korunmaya muhtaç bir duruma gelmiþ gibi kabul ediliyordu.

Geçmiþteki hoþgörürlüðün ve yapýlan yanlýþlarýn sorumlusu biz olmadýðýmýza göre, yüzyýllarýn birikmiþ hesaplarý bizden sorulmamak gerekirken, bu konuda da dünya ile karþý karþýya gelmek bize düþmüþtü. Milleti ve memleketi gerçek istiklâl ve hâkimiyetine sahip kýlmak için, bu güçlüðe ve fedakârlýða da katlanmak bizim üzerimize yüklenmiþti. Ben, mutlaka olumlu bir sonuç alýnacaðýndan emindim. Türk milletinin varlýðý için, istiklâli için, hâkimiyeti için ne pahasýna olursa olsun elde etmeye ve saðlamaya mecbur olduðu haklarýn dünyaca tanýnacaðýndan asla þüphem yoktu. Çünkü, gerçekte bu haklar, kuvvetle, liyakatle fiilî ve maddî olarak elde edilmiþti. Konferans masasýnda istediðimiz, zaten elde edilmiþ olan bu haklarýn usulünce ifade ve onaylanmasýndan baþka bir þey deðildi. Ýsteklerimiz, açýk ve tabiî haklarýmýzdý. Bundan baþka, haklarýmýzý kazanmak ve korumak için kudretimiz de vardý; kuvvetimiz de yeterliydi. En büyük kuvvetimiz, en güvenilir dayanaðýmýz millî hâkimiyetimizi kavramýþ, onu fiilî olarak halkýn eline vermiþ ve halkýn elinde tutabileceðimizi fiilen ispatlamýþ olmamýzdý.

Ýþte bu düþüncelerle, konferansýn gidiþini soðukkanlýlýkla takip ediyor ve ortaya çýkan tersliklere gereðinden fazla önem vermiyordum.